Skip to main content

Veysi Ülgen: İdeolojik Bir Eylem Olarak Tekel Direnişi

TEKEL direnişi ideolojik olmak zorundaydı. Neo-liberal politikalarla hızlanan özelleştirmeler de karşı çıkışta en önemli argüman özelleştirmelerin ideolojik bir saldırı olduğu ve buna karşı ideolojik bir mücadele verilmesiydi. Serbest piyasa mantığıyla kamu hizmetlerinin verilemeyeceği anlatılmalıydı.

2006 yılında ivme kazanan küresel kapitalist krizin etkileri çalışma yaşamında başta işsizlik olmak üzere birçok hak gaspını ortaya çıkardı. Buna karşın 2009 yılında birçok işyerinde özgün grevler yaşandı. İzmit / Gebze’de Türk-İş’e bağlı Basın - İş’in Bursa’da DİSK’e bağlı Birleşik Metal - İş’in ve İstanbul’da ATV-Sabah çalışanlarının grevi ilk akla gelenler. Grevlerin yanında işyerlerinden alanlara taşan önemli eylemlere ve direnişlere tanık olduk.

Onlarca işyerinde süren direnişler patronlara geri adım attıracak caydırıcı sonuçlara yol açmadıysa da, hak alma bilinci ve mücadele kararlılığı açısından geçen yıla damgasını vurdu. Mesele direnmekse hepsi direndi. Direnişler çoğu zaman şiddete maruz kaldı. Örneğin 8 Haziran 2009’da İstanbul Haramidere’de Sabra tekstil işyerine polisler ve özel güvenlik elemanlarınca silahlarında kullanıldığı saldırı gerçekleştirildi. Ankara’ya taşan İzmir Karşıyaka KENT a.ş işçilerine önce polisler sonra sivil faşistlerce saldırı düzenlendi.

Genel anlamda direnişe katılan işçilerin niceliği az olsa da nitelik olarak önemli direnişlerdi. Siyasi iktidar bu direnişlere diğerleri gibi kulak tıkadı. Parlamento da ki muhalefet partileri CHP ve MHP ise önceliğini Kürt sorunun çözümüne engel olmaya verdiğinden bu direnişleri AKP gibi görmedi. Kapatılan DTP’nin özgün durumu biliniyor. 2009 yılında toplusözleşmelerde hükümetle uzlaşan Türk-İş konfederasyonu da bu direnişleri görmedi. DİSK ve KESK ekonomik kriz ve emek cephesinin genel sorunlarıyla ilgili önemli çıkışlar yaptılar. Ancak onlarca işyerine yayılmış bu direnişleri birleşik bir halde öne çıkaramadılar.

Nicelik ve nitelik olarak 2009 yılında gerçekleşen onlarca direnişten bir farkı olmayan 48. günündeki (bu makalenin yazıldığı gün itibarıyla) TEKEL direnişi diğerlerinden çok farklı bir süreci yaşıyor. Öncelikle konfederasyonların gündemine genel grev/ genel direnişi getirmesi bile şimdiden tarihe mal olduğunu hatırlatalım.

Neden TEKEL direnişi bu kadar önemli oldu. Diğerlerinden daha fazla ilgi ve destek gördü. En önemlisi TEKEL işçilerinin mücadele kararlılığıdır. Elbette diğer direnişlerde ki işçilerde kararlılığıydı. Bu açıdan sadece kararlılık ile açıklamak yetersiz kalacaktır. Medya desteği ve toplumsal destek önemli bir faktör oldu.

Direnişin 23. gününde referandum yapıldı. 21 il, 70 ilçe ve 43 işyerinde 11 bin işçini katılımıyla yapılan referandumda işçilerin % 95'i direnişe devam diyerek kararlılıklarını gösterdiler. TEKEL eylemlerine kamuoyu ilgisi diğer direnişlerle kıyaslanamayacak kadar üst seviyedeyken, hükümet yetkilileri bu konuda zor durumdayken çözüme yönelik olmayan referandum kanımca önderliğin zaafiyetini gösteriyordu. Yani TEKEL direnişi önderliği bu sonucu tek başına elde etmedi.

Karar alış süreçleri dahil sendikaların iç işleyişlerinde işçileri, sendika terimiyle tabanı göz ardı eden bürokratik sendika önderleri; hak alıcı eylemlerin doruk noktasında atılım yapamadıkları için topu işçinin yani tabanın kucağına atıyorlar. O topta direk taca çıkar, eylemin arkası gelmez, süreç yavaşlayarak kazanımsız sona erer. Demokrasicilik oyunu içinde aynı işçiler yaşadıkları hayal kırıklığıyla bir daha aynı eyleme kalkışmaları da zorlaşır. Zaten bu önderliklerin istediği tam da budur. İşte ‘sokağa çıktık, direniş yaptık bunlarda bir şey kazandırmıyor, sizde buna karar verdiniz’ demeye getiriyorlar. Aslında kendilerini verdiği geri adım kararını kendi yönlendirmeleriyle meşrulaştırıyorlar.

Direnişlerin zirve dönemlerinde tabana dönmenin birçok nedenleri vardır. Sürecin kendi içinde eksiklikleri olabilir. Daha ileriye götürmek için de yeni süreç başlayabilir. Tarih bize gösteriyor ki bu durumlarda bürokratik önderlikler ya zayıf kaldığı için ya da ileriye yönelik bir düşünceleri ve eylem planları olmadığı için tabana ricat ederek sorumluluklarından kaçmışlardır. Güçlü, kendine güvenen önderlikler bu durumlarda ileri adımlar atan, risk alan, bedel ödeyen ideolojik önderliklerdir.

TEKEL direnişine önderlik edenler referandum gerekçesi asıl olarak hükümetin eylemi ideolojik grupların işi olarak görmesini gösterdi. Ve buna cevap olarak yaptıklarını açıkladı. İşçi sınıf eylemlerini marjinal ve ideolojik olarak göstermek burjuvazinin ve bu iktidar dahil bütün kapitalist siyasi iktidarların en temel sınıf karşıtı politikasıdır. Milyonlar iş bıraksa, yüz binler alanlara yürüse onlar yine aynı politikada ısrar edeceklerdir. Egemenler için sömürü dışında kitlelerin bir önemi yoktur. Son günlerde tanık olduğumuz gibi gerektiğinde milyonlarca oy alan parti kapatılır, belediye başkanlarına kelepçe takılır, tutuklanır.

Sermaye sözcülerinin bu genel politikasının yanında özelde AKP iktidarı TEKEL işçilerini ideolojik olduğunu söylerken bir bakıma eylemin AKP karşıtlığına dönüştüğünü ima ediyordu. Parlamentoda ki muhalefet partileri CHP ve MHP ve kimi sivil toplum kuruluşları için doğrudur. Bir yıldır süren direnişleri Kürt sorununa çözüme karşı olmak, milliyetçiliği körüklemek ve Ergenekonun açık ya da gizli savunuculuğunu yapan birçok kesim durup dururken TEKEL sevdalısı oluverdi. Bu durumu da şimdilik siyasetin bir ironisi olarak değerlendirelim.

Siyasetin bu doğasını bir tarafa bırakırsak, aslında TEKEL direnişi ideolojik olmak zorundaydı. Neo - liberal politikalarla hızlanan özelleştirmeler de karşı çıkışta en önemli argüman özelleştirmelerin ideolojik bir saldırı olduğu ve buna karşı ideolojik bir mücadele verilmesiydi. Serbest piyasa mantığıyla kamu hizmetlerinin verilemeyeceği anlatılmalıydı. Özelleştirmelere karşı antikapitalist bir mücadele kaçınılmazdı.

Türkiye’de özelleştirmeye karşı ideolojik mücadele önceleri sosyal devlet savunuculuğuyken sonraları sonradan ulus devletin sahiplenilişine dönüştü. Esasen Cumhuriyettin kuruluşunda nasıl bir ‘milli burjuvazi’ yaratılmak istendiyse de milli bir işçi sınıfı da yaratılmak istenmişti. 1. İzmir İktisat kongresinden başlayan bütün iktisat politikaları ‘millileştirme = ulusallaştırma) üzerinedir. Sendikaları ve demokratik kitle örgütlerinin başında ‘Türk’ olması (Türk-İş gibi, Türk Tabipleri Birliği gibi) bu millileştirme politikasının sembolik kısmını ifade ediyor.

İşte özelleştirmelere karşı ideolojik mücadele ulusalcı çerçeveye düşünce bugünkü zamanla örtüşmedi. Çözüme ilk defa bu kadar yakın olunan bir dönemde ulus devlet savunuculuğu Kürt meselesinde eski resmi inkar tezlerinin tekrarını getirdi. Yine bu zamanda birçok mesele de yeni bir söylem yerine statükonun korunması, hatta özlenmesi siyaseti öne çıktı. Bu siyaset o kadar derinleşti ki, 1970’li yıllarda başlayan neo - liberal sürecin bir parçası olan askeri darbenin ürünü 12 Eylül anayasasının savunuculuğuna kadar düştü. Özelleştirmeye karşı bu tarz bir ideolojik mücadele başarısız kalmanın yanında en başta işsizlik olmak üzere özelleştirmelerin olumsuz sonuçlarına da güçlü bir karşı güç gelişemedi.

TEKEL direnişi en başta iş güvenliği olmak üzere özeleştirmenin olumsuz sonuçlarına karşı yükselmiş işçilerin tabandan ittiği bir direniş olarak başlamış daha sonra da yukarıda açıkladığımız dar ideolojik bir mücadeleye evirilmiştir. Bundan geriye dönüşün sonuçları olumsuz olacaktır. Bu nedenle en çok attıkları slogan ‘iş ve ekmek’tir. Barış talebinin iş ve ekmeğe güdümlü olması ‘iş ekmek yoksa barış ta yok’ Türkiye de tek tipçi sınıf mücadelesinin etkisinden kaynaklanmaktadır. İşçi hakları için Kürtler gibi diğer topluluk haklarının sınıf lehine feragat edilmesi eskiden beri var olan katı tekçi sınıf ideolojisinin bir diğer özelliğidir. TEKEL direnişine destek veren örgütlü sol ve sivil toplum kuruluşlarının da ısrar ettiği ideoloji ana hatlarıyla budur. Elbette meseleye evrensel işçi sınıf ideolojisi açısından anlam yükleyen ve çaba harcayan kesimlerin de az olmadığını hatırlatalım.

Bu makalenin yazıldığı gün Türk-İş yöneticileri ve hükümet sürecin kaderini belirleyecek bir görüşme yapacaklar. Türk-İş TEKEL işçilerinin özlük hakları üzerinden bir pazarlığa girecektir. TEKEL işçilerin çoğunluğunun talebi de budur. Ancak bu sonuç direnişe ideolojik anlam yükleyen hiçbir kesimi tatmin etmeyecektir. Bir defa eylemin çıtası yüksek tutulmuştur. Çıtası yüksek tutulup karşılığı alınamayan mücadeleler geride, etkileri uzun süren birçok hayal kırıklığı ortaya çıkarmaktadır. Tarih bunun örnekleriyle doludur. TEKEL işçisinin alacağı hiçbir hak günlerdir mücadeleye destek verenleri tatmin etmeyeceği gibi, yeni bir tartışma sürecini ortaya çıkaracaktır. Hükümetin adım atmaması durumunda eylem aynı ideolojik hat üzerinde güçlü bir hükümet karşıtlığıyla sürdürülmeye çalışılacaktır. İşçilerin bunu ne kadar taşıyacağını ise zaman gösterecektir.

2 February 2010 tarafından moderator

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes